bugunlerde.

bir dost bulmak bir ask bulmaktan da zor.


ev kucuk demistim.

supurge koydugum dolaba

kizim ve arkicik

girivermisler.

dunyalari cok buyuk ama

dotleri her-yere

sigiyor.

kucagimdaki ve icimdeki COCUK...

bebek sahibi olmanin en guzel yani, eger icindeki cocuk olmemisse; cocuklugun izlerinden yeniden yuruyebilmek. kizimla elma sekerin yeniden tadina bakmak, cizgilere basmamak icin hoplayip-ziplamak, alcak duvarlara tirmanip dusmeden yurumeyi basarmak, yanak yanaga uyumak, istedigi birsey olmayinca ondan hizli davranip tepinmek ve onu sasirtmak, cizgi film izlemek, oyuncak reyonlarina dalip saatler gecirmek, lunaparklarda ona eslik etme bahanesiyle minik arabalara, atlikarincalara binmek ve babaya el sallamak, gulmek, cok gulmek mesela osurdugun icin, aglamak katila katila hic gerek olmadan yaptigi bir hirs'in bahanesiyle, hissetmek yasadigini bangir bangir...

memleket dedigin...

akrabalar geldi...akrabalar gitti dun...kac m2 oldugunu bilmedigim, ama oldukca kucuk oldugunu bildigim evimize 5 yetiskin, 2 oglan, bir kiz cocugu (benimki) sigistik tam 9 gun boyunca. simdi o kucuk dedigim ev bana oldukca geniiiss gorunuyor. londra'nin alti ustune geldi akrabalara tanitim yapma hevesimizle. gezdik,dolastik,yedik,ictik.anladim ki bu memleket aslinda guzel.yeter ki icinde sevdiklerin olsun.bir mubadele yapmak mumkun olsa; o devleti orada birakip, o milleti buraya getirebilsek ne guzel olurdu.

sorry-morry

oldukca samimiyetsiz bir memlekette yasiyorum. kibarliklari ve centilmenlikleri ya tarihe gomulmus ya da hep ayni soguk umursamazliklari ile kibar kibar yapmislar hep yapacaklarini da aman aman pek de "kibar" bilinegelmis bu "ingilizler".
hakikaten ingiliz olani da buraya gelip yasamaya baslayani da ayni torna tezgahindan cikmiscasina; diline bir adet "sorry" veya "excuse me" dolamis; gercek bir sorry veya excuse me durumunda degiller ama mutlaka ve mutlaka soyluyorlar. "bana baksana sen ! onumden/yolumdan cekil de isimi goreyim,yoluma gideyim" tonunda ve gerceginde hem de.
cok salakca. dun salvarli bir teyzem (muhtemelen londradaki turk bir kebabpci'nin anacigi) da bana sorry deyince koptum. haklisin teyzem. bu dili ogrenmeye baslamanin en birincil kisa cumlecigi bu! oysa memleketim insani gelir, okkali bir omuz ativerir sen yolunda giderken; hemi de hic sorry morry demez. demez cunku samimidir. umrunda degilsindir. ne sen, ne de sana carpmasi. carpmistir. iste o kadar! ya da biri carpar ve hakikaten ozur diler senden. samimiyetine inanirsan canin cok yanmis bile olsa ozru kabul eder; gozlerinde yaslarla gulumsersin:)
veya yoluna gideceksen "gecebilir miyim?yol verir misin?" dersin olur biter; ne sooorryy'si?? neyse. hep derim; yine diyecegim; iliskilerde samimiyet yoksa hicbirsey yoktur. yavandir. yalnizdir. osuruktur. ne sorry'si? affetmiyorum leeeyynn!
bugun dogdun
benim kucuk mucize'm.
mucizelere inanmazdim.
sen gelene kadar.
oyle parlak bakiyor ki gozlerin
simdilik miniminicik ellerin
yasina yas eklerken,
biliyorum ki sen hep;
hep bebegim kalacaksin.
kocaman bir kiz olsan da birgun
salina salina dolasan;
popondaki bezle,
o tombul bacaklar gelecek aklima hep.
cunku ben bu kucuk melegin
onu icinde hep bebecik olarak saklayacak
annesiyim...
icimde seni tutuyorum.
icimden sana sariliyorum.
kaybetmemek isterken bile aklimi;
kalbime seni sariyorum.

kadinlar ne ister?

anlayamazsiniz.
o kadini gormemek isinize gelirken,
is'ten donersiniz.
kapida kariniz. oyle sanirsiniz.
kadin gitmistir oysa.

bulanti

dogru duzgun dusun diyor icim.

konsantre ol ve anla icindekini

ne istiyor, ne yaparsa degisecek hersey.

olmuyor.

kolay degil oysa. dusunceler ortasina almis beni

oyle hizli donuyorlar ki

basim donuyor. kimse gormeden kusuyorum yani basima.

"seni"

IS-SIZ

tikanip kalmissam,

tek bir kelime bile cikmiyorsa agzimdan

akiyorsa cumleler girtlagima dogru

soylenecek cok sey var

soylendigi icin onceden

soylememek cok dogru.

bilisayarda yazi yazamadigimi farkettim. ama elime kagit kalem de alamiyorum.
belki de ben durmadan birseylerden sikayet ediyorum.
yazi yazamiyorum diye. sunu soyle bunu boyle yapamiyorum diye.
buyu bozuldu ama ne zaman ve neden bozuldu bilmiyorum.
hayatim bana ait degil.
super bir kizim var tum ilgimi isteyen.
gece uyumayan. gunduz uyanmayan. geceden kalma uykusuzlugum yuzunden, o uyurken benim de uyudugum ve bu yuzden o uyurken baska isler yapmak yerine sadece onunla uyuyan ben varim ortada. baska bisey yok. bilmiyorum ne zaman gececek bu vakitsizlik.
ya da artik hayat hep boyle gidecek de ben mi kabullenemiyorum? veya herseye bahane gosterebilecegim cok gecerli bir sebebim var diye sermekte miyim kendimi bilmiyorum, bilmiyorum.
yapanlar nasil yapiyor? bunu hic anlamiyorum.
kitap okuyamayali 2 yil olmus. ne kalir ki geriye,ne cikar ki benden yazi diye?

portakali soymak.

basucuna koymak.

ve bir

yalan uydurmak lazim simdi.

dumaduma

dum.

alinti

"piçler hakkında konuşmak, insanlara filmler ve haber bültenlerindeki felaket sahnelerini izlerken hissettiklerine benzeyen garip bir zevk verir. sözünü edebilecekleri konular tükendiğinde tanıdıkları piçlerin ne hale geldiklerini ve o hale nereden geldiklerini konuşurlar. çünkü sıfırdan hayatlarını yaratmış insanların hikayeleri kadar hayatlarından bir sıfır yaratmış olanlarınki de gösterişlidir. tabi içinde bulundukları şartlardan tatmin olmayan hırs sahibi insanlar piçler hakkında konuşarak kendilerini iyi de hissederler. çünkü piçlere kıyasla onlar daima iyi durumdadır. zaten piçlere kıyasla, ölüler ve sakatlar hariç herkes iyi durumdadır. sonuç olarak, mahvedilmiş hayatlar, yetenekler ve kaçırılmış fırsatlarla dolu yıllar hakkında konuşmak zevklidir eğer o hayatlar, yetenekler ve yıllar size ait değilse."

"gevezelik" dayanamayacagim tek gunah.

cok cenebaz bir kadinla tanistim. o kadar cok konusuyordu ki; ayrilma vakti geldiginde, gruptaki diger dort kisi ile vedalastigini sanarak, konusmasina her es verdiginde cekip beni optu. anladim ki aslinda herkes ile vedalasmaya calisiyor ama takilmis plak gibi her seferinde sasirip donup beni opuyor. hey allahim! insan bu kadar da cok konusmaz ki.
rahmetli ananem de en az senin kadar cok konusur ama bu derece dagitmazdi!

turkish community

yalnizim yalnizim diye geziyordum ki bir suru anne ile tanistim.
londra'da ingiliz kebapcisi; kasette gobek havasi; masada turk kahvesi ve fal.
iskender kebap,yayla corbasi ve baklava var menude.
dertler ayni.ozlemler ayni.
arkadasliklar yalnizligi unutturur derler; iyice yalnizlastim.
turkiyede ahbabim olamayacak kisilerle burada sirf turk olduklari icin sarmas dolas olmak ne kadar samimi?
korkarim
hic degil...ama dolduruyorum tum bosluklari buyuk bir ozenle.
hayatim boyunca yaptigim bir suru gereksiz is'den,
dokundugum, uzuldugum,beni bozan her iliskiden uzak,
kotu aliskanliklarim,yarali yalnizliklarim,sahipsiz darginliklarim
arkada.ben olmak nasil bisey; anlamaya calisiyorum.
her-gun.
cok sukur.
ve iyi ki.

kosesi olan kisi

bir gazete yazilarimi yayinlamaya basladi.

ustunde fiyakali bir fotografim. adim, mailim falan. okuyucu ile kucaklasabilmek babindan.

bakiyorum yaziya. bakiyorum kendime.

tam olarak ben degil.

bu kadar acik olunca kimlik; ahmet okur tanir; mehmet okur bilir

diye dusunmekten ben olmaktan cikiyor yazilar.

anneme gonderiyorlar ustelik postayla.

mutlu ve gururlu bir yazar olamayacagim cok acik...

pushing mum.push chair.push(t)

burada.bu ingiliz memleketinde. bebeklerin bindirilip dolastigi seyin adi; bebek arabasi gibi sevimli bir isme sahip degil.
push chair diyorlar.
turkce meali; itilen sandalye-koltuk vs. olarak aciklanabilir.
hayatin bir kez push chair arkasina dustu mu bir daha asla durduramiyorsun kendini.
push babam push.
no more push(t).

bana ne?

anneligin bana ne kivaminda yasandigi bir doneme girdim.

baba: hey cocuk altina yapmis
anne: bana ne
---
b- hmm bu cocuk acikti galiba
a- bana ne
---
b- cok mizmiz uykusu geldi galiba
a- bana ne

bana ne.bana ne.bana ne.
oyle degil aslinda.
bana cok sey.
babaya az.
bunaldim. ama kizimdan degil.
bir bebek niye ille de anneye ait olur?
acikma.sicma ve uyku.
hayatim bermuda seytan ucgeni.
bana ne . diye firlamak uzereyim sokaga.
aklim.bana sahip ol.

gargara-kargasa ve sigara

yukseldim yukseldim ve dustum.
biraktigim sigaraya yeniden basladim.
bir aydir icmek soyle dursun neredeyse yiyorum sigarayi.
kizim bana ve burnumdan cikip saclarima karisan dumana bakip, agzini sudaki bir balik gibi yuvarlak yapiyor.
eminim ben sigara icerken onun beni taklit ettigi kadar sevimli degilim. asla.
annem geldi.2 ay kalacak.kizimi emanet edip birseyler yapabilmeye zaman ayirabildigim icin sansliyim ama. ama...
anne olmak bile beni anneme yakinlastiramadi.
cok aci
ama gercek.

hep yaptigim seyler var

hergun yaptigim seyler

hep yapinca

aslinda ne yaptigimi

unutturan seyler.

kizima bugun sanki ilk kez gormusum gibi baktim.

bi soru

teyzem filmindeki gibi.tum kagitlara pecetelere yazdim.cekmeceler tasti, defterler doldu ama hic icimden gelmiyor artik birseyler daha karalamak.yazi yazmak bu kadar zorlasinca mi
gercekten yasamaya basliyorsun, yoksa; hayat -hafif ve dalgasiz gorunup- aslinda zorlasinca mi yazi yazmayi birakiyorsun?
hicbirzaman istanbul olamayacak bir sehirde yasiyorum.
biraktigimdan fazlasi yok geride/ne kadar sallarsam basimi/o kadar koseye sIkIsIyorum.
evet demekte hicbir zaman zorlanmadim/
hayir'larima seni ariyorum.

enis tek...

bazen bir anahtar oluyordu hayatımız / bilmeden bir kapı arayan / bazen kilitli bir hal alıyorduk / yanlış anahtarlarla acıyan.

manik depresif dostluk halleri.

dun bir dost canimi acitti. bugun halen onunla konusuyorum icimden.manik depresif dostluk halleri.telefonu kapattim.onunla konusmayi kapatamadim .bulasik yikadim, konustum.camasir astim, konustum.mutlu bebegim ile bahcemize yuva yapan kusu seyrettim, konustum. konusmalarim taa buraya tasti.yine de yazacagim birseyler.ne olursa olsun. dostsun; bunu biliyorum. bir zamanlar en buyuk kavgam kendimleymis. seninle de etmisim. kendime bile faydam yokken; sana vefasizlik etmisim.uzgunum.kalpten uzgunum ama bunun faydasi yok.seninle icimden konusuyorum ama aslinda ben de kendimi daha çok anlatmak istemiyorum. Bu durumda da tekrar başa dönüyorum. bana verdiklerin icin,benim icin yaptiklarin icin,dostum oldugun icin kuru bir tesekkurden fazlasi gelmiyor elimden. hoscakal diyemecegim,gorusuruz de denmez.boyle bitsin en iyisi.
not.bugun,dogum gunum icin yolladigin;memleket kokularini tasiyan paketim geldi.aci bir tesaduf.paketi almaya giderken ve aldiktan sonra basima turlu can sikici aksilik geldi.en son olarak paket komple evin onundeki oldukca derin cukura dustu. daha dogrusu kendini o cukura firlatti. birkac kisinin seferberligi ile kotumu da yirtarak delikten cikardim.her ikimizin de witch damari tuttu korkarim ve enerjiler pakette patladi. paket benden, ben paketten korktum. velhasil tum bunlarda gayri olarak; cok tesekkur ederim ozenerek yolladigin herbir parcasi icin...