
kirmizi baslikli kiz
bilmedigim nedenlerle lanete ugramis bu naciz ruhu
tasiyordum her yere
istanbul'un mavisi
kusluk vaktinin sessiz beyazi gibiydi hersey.
hem sessiz hem kalabalik.
kahvalti sonrasi sigaralarimdi en keyifli zaman bosluklari
mesai'den kacabildigim ogle yemekleri
acligimi bastirmaya bile yetmiyordu.
kurtlar vardi ortada
ve ben bir kuzuydum masada
bir masal dinleyecegine inanmis.
hikaye kitabi.
'duruyor' oldugunu bileceksin.
baktigin yer durmaksizin dusuncelerine
akiyorsa
anlamayi;
istemeyeceksin.
devam ediyor
parti guzel gecti. aslinda gercek anlamda henuz dostumuz bile olmayan bir yigin insanla eglenip gecenin sonuna dogru, bir turk klasigi oldugu uzere; halay bile cektik. bir ara, ayni topragin evlatlari olarak gobeklerimizi oraya buraya savururken, salon duvarina sira olmus mel mel bakan ingiliz erkekleri ve kadinlari da aramiza katilarak oryantalizmin sinirlarini zorladilar.
1 sise votka 1 sise beyaz 1 sise kirmizi sarap ve karisik meyve sulari ve de meyvelerle hazirladigimiz punch'i bir kova icinden kepce ile lupleyip her seferinde "aaa alkolsuz galiba bu hicbisii olmuyo!" derken; aslinda cok sey oldugunu o gun cekilen fotograflara bakip hazin bir sekilde anliyorum. memleket hasreti beni gunden gune daha arabesk yapiyor ama yine de heyhat londoner'lar! icip icip guzellesen bu milletin evladi sana eglenmek ne demekmis gostermistir umarim!
organik alkollu gunler efendim...
do the lambrini!
devam edecek..
bir solukta yazayim dedim:
yas 30'lari gecince; arkadaslarinin bir bir eksildigi bir hayatin basrolune zorla seciyorlar seni.
tecrubeyle sabitliyorum bugunlerde. ve soruyorum kendime:
40 yasinda adamin kankisi mi olur?
olmaz elbet.
yas kemale erdikce insan sarrafi kesilen o keskin goz
kus ucurtmuyor 'iceriye'.
ici'nin derinine.
hep; kapida beklesme hali var kalabaliklarin icimdeki suretinde.
kalabaliklar ya seni icine almaya ya da sana karismaya calisiyor
ama terbiyesizce.
kelimeler uzayip, zaman yalnizlasinca;
soylemek istediklerini hep kendine saklayip susuyorsun.
oyle oluyor insan.oyle oluyor
elbet.
demir beslik
hasret vatandasligi
Turkiye'de oldugum gunler sayili idi,
geldi
gecti.
donmek istiyorum diye tutturdugum vatana baktim, baktim ve
anladim ki
ne ORA'liyim artik
ne de
BURA'li.
kucagimdaki ve icimdeki COCUK...
memleket dedigin...
sorry-morry
hakikaten ingiliz olani da buraya gelip yasamaya baslayani da ayni torna tezgahindan cikmiscasina; diline bir adet "sorry" veya "excuse me" dolamis; gercek bir sorry veya excuse me durumunda degiller ama mutlaka ve mutlaka soyluyorlar. "bana baksana sen ! onumden/yolumdan cekil de isimi goreyim,yoluma gideyim" tonunda ve gerceginde hem de.
cok salakca. dun salvarli bir teyzem (muhtemelen londradaki turk bir kebabpci'nin anacigi) da bana sorry deyince koptum. haklisin teyzem. bu dili ogrenmeye baslamanin en birincil kisa cumlecigi bu! oysa memleketim insani gelir, okkali bir omuz ativerir sen yolunda giderken; hemi de hic sorry morry demez. demez cunku samimidir. umrunda degilsindir. ne sen, ne de sana carpmasi. carpmistir. iste o kadar! ya da biri carpar ve hakikaten ozur diler senden. samimiyetine inanirsan canin cok yanmis bile olsa ozru kabul eder; gozlerinde yaslarla gulumsersin:)
veya yoluna gideceksen "gecebilir miyim?yol verir misin?" dersin olur biter; ne sooorryy'si?? neyse. hep derim; yine diyecegim; iliskilerde samimiyet yoksa hicbirsey yoktur. yavandir. yalnizdir. osuruktur. ne sorry'si? affetmiyorum leeeyynn!
benim kucuk mucize'm.
mucizelere inanmazdim.
sen gelene kadar.
oyle parlak bakiyor ki gozlerin
simdilik miniminicik ellerin
yasina yas eklerken,
biliyorum ki sen hep;
hep bebegim kalacaksin.
kocaman bir kiz olsan da birgun
salina salina dolasan;
popondaki bezle,
o tombul bacaklar gelecek aklima hep.
cunku ben bu kucuk melegin
onu icinde hep bebecik olarak saklayacak
annesiyim...
kadinlar ne ister?
o kadini gormemek isinize gelirken,
is'ten donersiniz.
kapida kariniz. oyle sanirsiniz.
kadin gitmistir oysa.
bulanti
dogru duzgun dusun diyor icim.
konsantre ol ve anla icindekini
ne istiyor, ne yaparsa degisecek hersey.
olmuyor.
kolay degil oysa. dusunceler ortasina almis beni
oyle hizli donuyorlar ki
basim donuyor. kimse gormeden kusuyorum yani basima.
"seni"
IS-SIZ
tikanip kalmissam,
tek bir kelime bile cikmiyorsa agzimdan
akiyorsa cumleler girtlagima dogru
soylenecek cok sey var
soylendigi icin onceden
soylememek cok dogru.
belki de ben durmadan birseylerden sikayet ediyorum.
yazi yazamiyorum diye. sunu soyle bunu boyle yapamiyorum diye.
buyu bozuldu ama ne zaman ve neden bozuldu bilmiyorum.
hayatim bana ait degil.
super bir kizim var tum ilgimi isteyen.
gece uyumayan. gunduz uyanmayan. geceden kalma uykusuzlugum yuzunden, o uyurken benim de uyudugum ve bu yuzden o uyurken baska isler yapmak yerine sadece onunla uyuyan ben varim ortada. baska bisey yok. bilmiyorum ne zaman gececek bu vakitsizlik.
ya da artik hayat hep boyle gidecek de ben mi kabullenemiyorum? veya herseye bahane gosterebilecegim cok gecerli bir sebebim var diye sermekte miyim kendimi bilmiyorum, bilmiyorum.
yapanlar nasil yapiyor? bunu hic anlamiyorum.
kitap okuyamayali 2 yil olmus. ne kalir ki geriye,ne cikar ki benden yazi diye?

